Cümə axşamı, 14.12.2017, 05:22

Salamlayiriq Qonaq | RSS

 

                                        
                                              Baş Səhifə | Регистрация | Вход
Menu
Qan Yaddaşı


Sorğu
Statistika
Rambler's Top100
Onlaynlar: 1
Qonaqlar: 1
İstifadəçilər: 0
Reklam

Baş səhifə » 2009 » Mart » 7 » Cassio Lincoln: 'Tanrı'nın Olmamı İstediği Yerdeyim'
Cassio Lincoln: 'Tanrı'nın Olmamı İstediği Yerdeyim'
22:06

'Tanrı'nın Olmamı İstediği Yerdeyim'


CASSIO LINCOLN

Transferindeki emek ve Türkiye'ye gelişindeki atmosfer göz önüne alındığında, geçtiğimiz sezon oynadığı futbol iki numara küçüktü. Ama neticede o da bir futbolcuydu. Bu sezonsa sahada oynadığı futbolunun yanında bolca ruh var. Cassio Lincoln, belki de Türkiye'de yapılamayana imza atmak üzere, Galatasaray'ın sezonun ilk yarısında oynadığı maçlardaki 38 golün 17'sine direkt etki eden isim, "Şu anda Tanrı'nın olmamı istediği yerdeyim" diyor, taraftarsa onun adını söylerken bu şarkı hiç bitmesin istiyor: Lincoooooolnnn, Lincooooooolnnn...


(Röportaj: Tarık ÜNLÜTÜRK  | Galatasaray Dergisi, Ocak 2009, Sayı: 75)


“Beşiktaş maçında sağ kanatta serbest vuruş kullanmak için topun başına geldiğinde, geride bekleyen Barış Özbek’e doğru elini kaldırarak "içeri gir" demiş ve Barış'ı içeri doğru koşturmuş futbolcudur. Bu hareket basit, yalın ve sıradan bir harekettir, ama eski sevgilisini özleyen bazı Galatasaray taraftarlarına, eski commander'ini hatırlatmıştır.”

Lincoln’e dair, Ekşi Sözlük'ten yaptığımız alıntıyla başladık. Aşkımız eskiyi, yeniyle aldatacak kadar kısa değil elbet ama Lincoln’ün sezon başından beri ortaya koyduğu oyun başarının peşinden koşmak bir yana bize bir şeyleri özlediğimizi hatırlattı. Sezonun ilk yarısında oynadığı her maçtan sonra kendi adına bir paragraf açtıran adam oldu Brezilyalı futbolcu. Cassio Lincoln ile hafta içinde Florya’da buluştuk. Oynadıkları futbolun kendi milli karakterlerini yansıttıklarını söyleyen Brezilyalılar hiç de haksız değil. Yanımıza geldiğinde yıldız kaprisinden çok, genç futbolcu mütevazılığı tadındaki yaklaşımıyla selamlaştık. Belki anlatacak çok şeyi vardı. Ama sütten ağzı yananın, yoğurda bakışa vardı onda… Onun futbola başlangıç hikayesi, hayatta umut olduğuna dair bir kanıttır. Geniş kumsallar, kahve, samba ve futbolun ülkesinin varoşlarında 5-6 yaşlarında, arkadaşları gibi umutları olan çocuk vardı. Tanrı’nın yetenek konusunda hiçbir Brezilyalı’dan esirgemediği futbol kabiliyetinden o da nasiplenmişti. Futbolun ülkesinde Cassio Lincoln çocukluğunda katıldığı bu büyük yarıştan galip çıkacak yeteneği ile yola çıktı. Küçük Cassio, hem kendi hem de babasının hayalini gerçekleştirecekti. Atletico Minerio altyapısına girdiğinde sadece dokuz yaşındaydı. Küçük Cassio’yu dokuz yaşında bırakıp, tekrar “Büyük Resme” bakalım… Dünyada kriz sadece Türkiye’de değil Latin Amerika’da da ve hatta en çok Brezilya’da kendini gösteriyor. Brezilyalılar, ekonomilerindeki dalgalanmalarla, yüksek enflasyon oranlarıyla ve paralarından attıkları bol sıfırlarla hep dünya ekonomisinin gündemindeler. Durum böyle olunca da futbol Brezilya için dertleri unutturan bir deva haline geliyor. Lincoln de sohbetimiz boyunca bu tespite pas atıyor. Biz tekrar yolun başındaki Cassio’ya dönelim. Lincoln 12 yaşında geldiğinde onu futboldan uzaklaştırabilecek yegane olay başına geliyor. 12 yaşında babasını kaybetmesi üzerine futbol ya da okul yerine çalışıp aileye katkı sağlama fikrine annesi karşı çıkıyor. İşte o Lincoln 12 yaşında çıktığı yolda, şimdi bir başka durağı İstanbul’da… Ali Sami Yen Stadı’nda tribünleri coşturan Lincoln ile yaptığımız sohbete Brezilya topraklarının sırrını sorarak başlıyoruz.


Dünya’nın her yerinde futbolcu yetişiyor ama Brezilya’da yetişen futbolcular çok daha yetenekli. Brezilya topraklarının sırrı nedir?
Bu, cevabı çok kolay bir soru. Coğrafyası Brezilya’ya benzeyen, nüfusu Brezilya kadar kalabalık olan çok az ülke var. Fakat nüfusunun seçenekleri Brezilya kadar olan çok az ülke var. Brezilya’da çok yüksek miktarda fakir insan var. Ve bu insanlar için iki seçenek var. Ya futbol oynayacaklar ya da kötü yollara sapacaklar. Ayrıca Brezilya’da halkın çoğunluğu futbol oynayarak vakit geçirmeyi sever. Çocuklar, bugün Almanya’da ya da İngiltere’de gittiği okullarda, anlaşmalar dâhilinde spor merkezlerine ya da spor okullarına yollanırken; Brezilya’da böyle bir uygulama yok. Brezilya’da maddi imkânınız varsa okula gidersiniz. Yok, maddi imkânınız elvermezse kendinizi futbola ya da başka bir spora verirsiniz. Kötü yollara sapmak istemeyenlerin tercih edeceği en iyi şeydir herhangi bir sporla uğraşmak. Arkadaşım Dede ile -şu anda Almanya’da Borussia Dortmund’da oynuyor -  okula beraber gittik. Kardeşim kadar da yakındır bana. Biz çocukluğumuzda okula giderken cebimizde harçlığımız olmazdı, tabii ne yiyeceğimizi de bilmediğimizden arada sırada bir bakkaldan bir şeyler aşırdığımız oldu. Öyle zannediyorum ki, Brezilya’da birçok çocuğun başına gelmiştir bu durum. Zaman zaman aç olduğunuz için bir şeyleri aşırarak çözüm yolu üretmek; bu hepimizin başına gelmiştir. Para çalmadık ama yiyecek bir şeyler aradığımız oldu. Top oynamasaydık bugün nerede olurduk tahmin edemiyorum.

Genç yaşta Brezilyalılar Avrupa’ya transfer oluyorlar. Hatta aileleriyle Avrupa’ya geliyorlar…
En basitinden kendimden örnek vereceğim. Bugün 29 yaşındayım. Ben 20 senemi ailemden uzakta geçirdim. 12 yaşımdayken babamı kaybettiğimde bir seçim yapmam gerektiğini düşündüm. Ailemizin hiç parası yoktu. Anneme dedim ki; “Futbol oynamayacağım, ben çalışacağım ve para kazanacağım.” Annem, futbolcu olmamın babamın hayali olduğunu söyleyerek, “Ne yaparsan yap, futbolda başarılı ol” dedi. Ve ben daha sonra profesyonel oldum. Fakat futbolcu olduktan sonra ailemden ayrılmak zorunda kaldım. Gittiğim her yere tek başıma gittim. Bu hiç kolay değil. Bugün de, küçükken de annemi hep altı ayda bir gören bir çocuk oldum. Ve annemi her altı ayda bir gördüğümde, doğal olarak annem altı ay daha yaşlanmış oluyor. Bu gerçekten zor bir durum.

Avrupa’da ilk olarak Almanya’ya transfer oldun. Bundesliga’nın yerine mesela Portekiz Ligi’ni tercih etseydin milli takım için daha çok şansın olabilir miydi?
Ben bu görüşe katılmıyorum. Brezilya’da İngiltere, İtalya ya da İspanya’da oynayan oyuncuların forma şansı daha yüksek. Portekiz liginde ise asla futbolcuların milli takım için şansı olamaz.

Fakat Bundesliga fizik gücün son derece öne çıktığı bir lig. Sen ise teknik bir oyuncusun. Almanya’da oynanan futbolu nasıl değerlendiriyorsun?
Alman futbolu dediğiniz gibi gerçekten son derece sert oynanıyor. Oynanan oyun, oyuncuların yüksek teknik becerilerine de gereksinim bırakmıyor. Eğer ki size verilen taktiğe uyarsanız başarılı oluyorsunuz. Bunu Alman Milli Takımı’nı gözlemlediğinizde de görebilirsiniz. Alman Milli Takımı’nda çok uzun zamandır ne büyük yıldızlar var, ne de Alman Milli Takımı’nın büyük patlamalar gösterdiğine şahit olabilirsiniz. Fakat Alman Milli Takımı ya yarı final ya da final oynuyor son zamanlarda. Çünkü kendilerine verilen taktiği uyguluyorlar. Disiplinden hiçbir zaman taviz vermiyorlar. Birbirleriyle yüksek uyum içinde takım olmayı becerebiliyorlar. Alman futbolunun özü bence bu.

Bir ara Alman Milli Takımı’nda oynaman gündeme gelmişti…
Böyle bir takım söylentiler oldu. Benim Almanya’da en iyi olduğum ve Almanya’da en iyi oyuncular arasında gösterildiğim zamanlarda buna benzer iddialar ortaya atıldı. Fakat ben o sırada 24-25 yaşındaydım ve her an Brezilya Milli Takımı’na çağrılma olasılığı da olduğu için bana yöneltilen düşünce ve niyetleri hiçbir zaman olumlu olarak karşılamadım.

Bugün Türkiye’den sana böyle bir teklif gelse…
Bugün ise daha tecrübeliyim. Öyle zannediyorum ki, bugün Türk Milli Takımı’ndan teklif gelse, kesinlikle artık geri çevirmem ve muhakkak değerlendirmeye gayret ederim.

Schalke’den Galatasaray’a gelirken, belki terfi ediyordun ama aynı zamanda Bundesliga’dan da Türkiye Süper Ligi’ne transfer oldun…
Galatasaray’ın bana getirdiği teklif her açıdan çekiciydi. Galatasaraylı yöneticilerle son derece kısa süren görüşmelerden sonra Schalke başkanı tarafından çağrıldım. Schalke başkanı bana, “Biz seni satmak istemiyoruz” dedi. Ben başkana, “Gitmek istiyorum” dedim. Eğer ki, beni Galatasaray’a yollamazlarsa Schalke’ye de dönmek istemediğimi söyledim. Bu benim için söylenmesi güç sözlerdi. Çünkü Schalke ile olan sözleşmem devam ediyordu. Fakat bir yandan Almanya’ya o kadar doymuştum ve Almanya’dan sıkılmıştım ki, kesinlikle hava değişikliğine ihtiyacım vardı. Bir hapis hayatı gibi olmaya başlamıştı Almanya benim için. Ben Türkiye Ligi’nin daha düşük seviyede bir lig olduğunu düşünmedim. Ciddi bir değişikliğe ihtiyacım vardı. Ve Galatasaray’ın bana getirdiği teklif, beni her yönden tatmin ettiği için fazla da düşünmeme de gerek kalmadı.

Peki Türkiye’de medyadan bu derece ilgi bekliyor muydun?
Bu kadar yoğun bir medya ilgisini kesinlikle beklemiyordum. Her şeyden önce evden işe, işten eve giden normal bir genç insan hayatı sürdürüyorum. Zaman zaman süper star, zaman zaman Türkiye’nin en falanca oyuncusu ibarelerini görüyorum. Ben onların hayalindeki süper star hayatını yaşamıyorum. Gazetelerde benim başımdan geçtiği varsayılan olayların yüzde 10’u geçmiyor benim başımdan. Evim tesislere çok yakın. Tesisler ile ev arasında gidip geliyorum. Evde çok fazla vakit geçiriyorum. Benden çok daha hareketli hayat geçiren milyonlarca insan var. Bunların arasında futbolcular da var. Fakat benim hayatımın pek fazla ilginç olduğunu düşünmüyorum. Benim yaşımda ortalama bir genç ne yaparsa, ben de onu yapıyorum. İşe gidip geliyorum ve yani son derece sade bir hayat sürdürüyorum.

Geldiğin ilk sezonda şampiyonluk yaşadın. Ayrıca bu senin ilk şampiyonluğundu. Neler hissettin?
Bu benim için gerçekten çok önemli bir tecrübe. Kariyerim için de çok önemli bir nokta. Ben hep önemli takımlarda ve gittiğim ülkenin ateşli taraftarına sahip olan takımlarında oynadım. Bu gerek Atletico Minerio, gerek Schalke, gerekse Galatasaray olsun; hepsinde böyleydi. Fakat ilk ulusal lig şampiyonluğunu Galatasaray’da kazandım. Bu şampiyonlukta takımın içinde bulunduğu atmosfer ve hava kadar, seyircinin içinde bulunduğu atmosfer ve hava da çok önemliydi. Takım olarak kenetlenmiştik fakat seyircimiz de hep yanımızdaydı. Geçtiğimiz yılın sonunda seyircimiz de kendisini çok iyi ifade etti.

Bu sezon eleştirildiğin noktalar var. Seyirciye yönelik şov yaptığın yönünde eleştirildin…
Ben sahaya çıktığım zaman tabii ki teknik ekibin bana verdiği direktifler doğrultusunda çaba sarf ediyorum. Zaman zaman da seyircinin hoşuna gidebileceğini tahmin ettiğim güzel şeyleri de yapmaya gayret ediyorum. Çünkü bizim taraftarımız tüm dünyadaki futbol taraftarı gibi her hafta bir kısım parasını kenara koyup bizim maçımıza bilet almak üzere para biriktiren ve daha sonra bütün haftanın stresini maçta atmak isteyen bir taraftar. Futbol taraftarı böyledir. Dolayısıyla biz onlar için de oynuyoruz. Ve ben oynadığım zaman teknik ekibin direktifleri kadar, bunu da hep aklımda tutmaya gayret ediyorum.

Geçtiğimiz sezona göre “kazandıran oyuncu” görüntün var. Takımın lideri gibi hareket edebiliyorsun. Ne değişti?
Bence bu durum sadece takımın bana ihtiyacı olduğunu göstermiyor. Benim de takıma ne kadar ihtiyaç duyduğumu ve bu takıma ne kadar önem verdiğimi gösteren bir veri olarak algılanmalı. Bu tamamen karşılıklı bir şey. Galatasaray’a önem veriyorum ve dolayısıyla böyle bir tablo ortaya çıkıyor.



Gelecek, UEFA Kupası, Taraftar ve İstanbul

Gelecek için ne düşünüyorsun?
Geleceğim tamamıyla Tanrı’nın ellerinde. Bence, ben geleceğim üzerinde tek başıma karar veremem. Onu yönlendiren ben değilim, Tanrı’dır.


UEFA Kupası…
Bizim için çok önemli ve başarabiliriz.

Galatasaray taraftarı için neler söylersin?
Ben bunu kelimelerle ifade edemem. Tarif etmek mümkün değil.

Son olarak İstanbul…
Dünyanın en zor trafiği.
Kateqoriya: Futbol Dünyası | Baxılıb: 693 | Əlave etdi: LoRD | Reytinq: 0.0/0 |
Bütün şərhlər: 0
Şərhi yalnız qeydiyyatdan keçən iştirakçılar əlavə edə bilər
[ Qeydiyyat | Giriş ]
Giriş
Axtar
Saat



Arxiv
Dostlar
   
   
   
Reklam




 
Copyright B.O.Z Production © 2009

                                                                                                                                  Powered by B.O.Z Production